Corona İle Savaş Tavsiyeleri

Opr. Dr. Arif Eroğlu Corona virüslerin çok kolay bulaşabildiğini belirtti. Ünlü Estetik Cerrah Opr. Dr. Arif Eroğlu’nun açıklamasına göre Corona virüslerden korunmak için yapılacaklar şu şekilde basitçe özetlenebilir:

    1. Eller sık sık yıkanmalıdır.
    2. Toplum içinde dirsekler kıvrılarak, kol içine doğru öksürülmelidir.
    3. Yüze dokunmaktan kaçınılmalıdır.
    4. Mesafe korunmalıdır.
    5. Evde kalınmalıdır.
    6. Sokağa maske ile çıkılmalı ve maske gün sonunda çöp kutusuna atılmalıdır.
    7. Pencere ve kapıları mümkün olduğunca açarak yaşam alanındaki hava akışını iyileştirilmelidir.
    8. Ortam dezenfektanları ve esansiyel uçucu yağlar kullanılarak havadaki virüsler temizlenmelidir.
    9. Hayvanlara ve hayvansal ürünlere dokunduktan sonra sabun ve su ile eller mutlaka yıkanmalıdır; el, göz, burun veya ağza dokunmaktan kaçınılmalıdır, hasta hayvanlarla ürünleriyle temas edilmemelidir. Sahipsiz dolaşan hayvanlarla herhangi bir temas kesinlikle tehlikelidir.

Opr. Dr. Arif Eroğlu, ‘Corona virüsler, insanları ve hayvanları etkileyebilen geniş bir virüs ailesidir.  Corona virüsler; hayvanlardan, insanlara bulaşarak ciddi hastalık tabloları ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Latince “taç” veya “hale” anlamına gelen Corona virüsler; 1960 yılında tavuklarda bulaşıcı bronşit virüsü olarak keşfedilmiştir. 2019-nCoV veya COVID-19 adı verilen Corona virüs’ün yarasa Corona virüsü’ ne % 96 benzerliği vardır, bu nedenle yarasalardan bulaşabileceği düşünülmektedir.’ dedi. Corona virüs; SARS’ ta %11 -12 ve MERS’ te %35-50 olan yaşam kaybı oranları ile karşılaştırıldığında, %1-2 gibi oldukça düşük bir orana sahip olsa da hızla bulaşabilme özelliğine sahiptir ve bu nedenle dünya için büyük bir  tehlike oluşturmaktadır.
Opr. Dr. Arif Eroğlu, özellikle vücuttaki ısı artışının dikkate alınmasını ve takibinin önemini belirterek,’31 Aralık 2019′ da Çin’ in Wuhan şehrinde etkeni bilinmeyen zatürre (pnömoni)  vakalarıyla başlayan  ve dünyaya hızla yayılan salgının (pandemi) hasta kişiyle yakın temas, enfekte  kişinin öksürmesi ya da hapşırmasıyla ortaya çıkan damlacıklar ile direk temas veya ortaya çıkan damlacıkların ortamda bulunan yüzeylere bulaşması (kapı tokmağı, merdiven trabzanları veya masa gibi) sonucu enfekte olmuş alana dokunmak ve ardından ağza, göze, yüze teması ile bulaştığı tespit edilmiştir. Hastalığın kuluçka süresi 2-14 gün arasında olup, kuluçka süresinin bitimine müteakip; hastalık belirtileri ortaya çıkar. Bu belirtilerin arasında solunum semptomları; ateş, öksürük, nefes darlığı ve solunum güçlüğü bulunmaktadır. Daha ciddi olgularda; zatürre (pnömoni), akut solunum sendromu, böbrek yetmezliği ve ölüme neden olmaktadır.’ diye ifade etti.

Pandeminin çok bilinmeyenli bir denklem olduğunu ifade eden Opr. Dr. Arif Eroğlu, ‘Virüsün, yüzeylerde stabilitesi hakkında veri bulunmamaktadır. COVID-19 enfeksiyonlarını önlemek, tedavi etmek için aşı ve antiviral ilaç yoktur. Hastalığın tedavisinin ve aşısının olmaması, hastalıktan korunma yöntemlerinin bilinmesini ve dikkatlice uygulanmasını toplum sağlığı açısından önemli bir hale getirmektedir.’ diyerek koruyucu hekimliğin önemini vurguladı.

 Opr. Dr. Arif Eroğlu hastalığın şu belirtilerle ortaya çıktığını ifade etti:

  • Ateş
  • Öksürük
  • Nefes darlığı
  • İshal
  • Bulantı – Kusma

(Yüksek kabul edilen ateş kulaktan ölçüm yapılıyor ise 38.2 ve üstü, ağızdan ölçülüyorsa 38 ve üstüdür.)

Opr. Dr. Arif Eroğlu Corona virüs’ten korunmak için aşağıdaki uyarılar dikkate alınması gerektiğinin altını çizdi:

1-Eller sık sık su ve sabunla yıkanmalıdır. El yıkama süresi 20 saniyeden uzun sürmelidir. Bilekler, avuç içleri, parmaklar, parmak araları, el sırtı ve tırnak içleri… vb. kuvvetlice ovalanması gerekir. El yıkarken su ve sabun çok kullanılmalı ve iyi durulanmalıdır. El yıkarken su ve sabunu az kullanmak, elden yeterince uzaklaştırılamaması nedeniyle zararlı mikroorganizmaların yayılmalarına katkıda bulunmaktadır. Tek başına yeterince etkili olamadığı için eller sadece su ile yıkanmamalıdır; suyun sabunla beraber kullanılması gerekmektedir. Sıcak suyla yıkama da çok bir işe yaramamaktadır çünkü mikropların öldüğü ısıya el epiteli dayanamaz, sıcak su elleri tahriş eder ve mikroorganizma girişine zemin hazırlar.

Sıvı sabun tercih edilmelidir. Katı sabunun temizlenmeden yerine konması kirlilik sebebi olabilmektedir. Ayrıca mikroorganizmalar katı sabunun üzerinde kaldığı için ortak kullanıldığında mikropların yayılmasına yol açmaktadır. Bu nedenle özellikle toplu yaşanan yerde el temizliğinde sıvı sabun kullanılması çok önemlidir. Ortak havlu kullanılmamalıdır. Havlunun nemli bırakılması mikroorganizmanın üremesi için uygun ortamı oluşturmaktadır ve enfeksiyonların kişiler arasında yayılımını kolaylaştırmaktadır. Şu durumlarda mutlaka eller mutlaka yıkanmalıdır:

  • Öksürme, aksırma ve hapşırmadan sonra,
  • El sıkışma sonrasında,
  • Herhangi bir yemek ya da gıda hazırlamadan önce,
  • Yemeğe başlamadan önce ve sonra,
  • Toplu taşıma ve toplu yaşam alanlarını kullanıldıktan sonra,
  • Emzirme öncesi ve sonrasında
  • Evcil hayvanlar da dahil olmak üzere tüm hayvanlara dokunduktan sonra,
  • Bebeklerin alt bezinin değiştirdikten sonra,
  • Tuvalet kullanımı sonrası,
  • Hasta bir kişiyi ziyaret etmeden önce ve sonra…

Korona virüs için riskli grup: 2 yaşın altında ve 65 yaşın üzerindeki insanlar olduğunu belirten Opr. Dr. Arif Eroğlu, ‘Solunum sistemi hastalığı olanlar, KOAH, astım, kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği, tip I veya tip II şeker hastalığı olanlar, kanser tedavisi görenler, organ nakli yapılmış olanlar risk altındadır. Herhangi bir nedenle bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaç kullananlar korunmaya özen göstermelidir. Sigara içmenin akciğer epitelinde yarattığı hasar göz önüne alındığında ‘kronik hastalık’ olarak sayılmakta olduğu unutulmamalıdır.’ dedi.
Opr. Dr. Arif Eroğlu, iş ortamında korona virüsüne karşı yapılacakları şöyle sıraladı:

  • Eller sıkça normal su ve sabunla yıkamalıdır. Mecburen çok sayıda insanla aynı ortamı paylaşmak zorunda kalabilen eczane, hastane ve market.. vb. gibi ekipler maske kullanımına çok özen göstermelidir.
  • Ortak kullanılan eşyalar (telefon, kalem, makas… vb. ) ve ofis gereçlerinin bu virüsü üzerinde taşıyacağı ihtimali unutulmamalıdır. Kapı zilleri ve kolları, merdiven trabzanları veya bilgisayar klavyeleri bile bu anlamda bulaştırıcı olabilir. Bu yüzden ortak kullanım alanlarına dokunduktan sonra 20-30 saniye normal su ve normal sabun ile ellerin özenle yıkanması koruyucudur.
  • Aynı iş yerinde hatta aynı odada nezle grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonu belirtileri gösteren kişiler var ise dikkat edilmesi gereken bu kişilere bir metreden daha fazla yaklaşmamaya özen göstermek olmalıdır. Virüsün boyutu 2-3 mikron civarındadır. Üst solunum yolu enfeksiyonu şüpheli kişiler N95 gibi özel bir maske dışında normal cerrahi bir maske de kullanılabilir, normal ağız ve burun maskeleri hastalıktan korunmada yarar sağlamasa da hasta olan kişilerin bu tip maskeleri kullanması, çevrelerine virüsün bulaşmasını önemli oranda azaltmaktadır.

Korona virüsüne karşı korunurken dikkat edilmesi gerekenler şunlardır:

Antiseptik gargalar boğazı yaralamadan iyi gelir ama bir haftalık sınırlandırması bulunmaktadır, sürekli kullanılması sağlık açısından doğru değildir. Uzun süreli kullanımda sirkeli su tercih edilmelidir.

İbuprofen içerikli ilaçlar alınmamalıdır.

COVİD -19 ile bakteriyel zatürrenin bir ilgisi yoktur. Sekonder olarak virütik enfeksiyonun üzerine bakteriyel enfeksiyon yerleşebilir.

Henüz COVİD -19’ a etki edebilecek bir virütik aşı geliştirilmemiştir.

Opr. Dr. Arif Eroğlu, ‘virüslere karşı bağışıklık sistemi nasıl güçlendirilebilir?’ sorusunu şöyle yanıtladı:

  • Toplu alanlarda bulunmamalı, başkalarıyla yakın temastan kaçınılmalıdır. Herkes kendi hijyenine ve çevresindekilerin hijyenlerine dikkat etmelidir.
  • Küçük çocuklara hijyen kuralları sürekli hatırlatılmalıdır.
  • Su ve sabun bulunamıyorsa, eller için yüksek alkol içeren bir el dezenfektanı kullanılmalıdır.
  • Öksürürken veya hapşırırken, ağız ve burun kağıt mendille kapatılmalı ve ardından mendil mutlaka çöpe atılmalıdır.
  • Eller yıkanmadan ağız, burun ve gözlere dokunulmamalıdır.
  • Aynı tabaktan yemek, aynı bardağı paylaşmak veya yakın temastan kaçınılmalıdır.
  • Kapı kolları ve oyuncaklar gibi sık dokunulan yüzeyler sirkeli su ile sık sık temizlenmeli ve dezenfekte edilmelidir.
  • İş yeri ve ev girişleri düzenli olarak 1/10 çamaşır suyu ile sulandırarak hijyenik hale getirilmelidir.
  • Marketten gelen her torba iç mekana girmeden bir süre balkonda beklemelidir.

COVİD -19 ile mücadelede dengeli beslenmek çok önemlidir. Her gün alınması önerilen takviyeler vardır:

  • C Vitamini
  • D Vitamini
  • Çinko
  • Selenyum
  • Üzüm çekirdeği
  • Zencefil
  • Zerdeçal
  • Üzüm çekirdeği
  • Limon yağı
  • Propolis
  • Kayısı çekirdeği
  • Keçiboynuzu tozu

Direnci arttırırken basit şekeri ve rafine edilmiş karbonhidrat kaynaklarını hayattan çıkarmak gerekir, kompleks karbonhidratlar tercih edilmelidir.  Hamur işi gıdalar diyetten çıkarılmalıdır, doğru protein kaynakları ve sağlıklı yağlar kullanılmalıdır.

Lenfatik dolaşımın düzenlenmesi için günde 2.5 – 3 litre su tüketilmelidir. Su biyokimyasal reaksiyonlar sonucu oluşan atıkların ve toksinlerin vücuttan atılmasını sağlar. Su içmek kannı temizler, hücresel detoks için çok önemlidir.

Bioflavonoidler, antioksidan etkiyle yeni bağ dokusu oluşumunu destekler, hücre zarlarını tamir eder, serbest radikallerin hücresel hasarlarına engel olur. Soya, brokoli, soğan, yeşil fasulye, lahana çeşitleri, elma, turunçgiller ve suları ve siyah kuru erik bioflavonoidlerden zengindir.

C vitamini güçlü bir kollajen tetikleyicisidir. Turunçgiller, kivi, çilek, brokoli, karnabahar, kırmızı pancar, yeşil biber gibi sebze ve meyveler C vitaminden zengindir. C vitamini kollajen yapımını hızlandırır, hücre yenilenmesini hızlandırır ve metabolizmayı oksidan hasarından koruyarak yeniden daha genç ve hasarsız hücre oluşumunu sağlar.

Anti – aging yaparken B-12 vitamini açısından önemli olan kemik suyu ve paça çorbasının haftada 1-2 kez içilmesi önerilir. Sarımsak, pul biber ve ev sirkesi ilave edilmiş bir kemik suyu çorbası sağlığı koruyucu ve vücut yapısını destekleyici bir besin olarak çok idealdir.

Probiyotik beslenme son derece faydalıdır.  Bağırsakların vücudun duygusal ve metabolik beyni olduğu unutulmamalıdır. Kefir, turşu, şalgam ve evde yapılmış yoğurt kullanılması direnci arttırır.

Omega-3 damarları güçlendirerek kan dolaşımını ve kan akımını kolaylaştırır. Somon ve sardalya gibi yağlı balıklar omega-3 açısından çok zengindir.

Soğan ve sarımsak doğal antibiyotik ve antiseptiktir.

Zencefil, anti-inflamatuar etkisi çok kuvvetlidir, kan dolaşımını rahatlatır, kan damarlarında plak oluşumunu engeller.

Muz; magnezyum, potasyum, çinko bakımından zengin olup kas kasılmasını dengeler; kasların ritmik ve doğru çalışmasında görev alır.

Lahana, ödem atmadaki etkilerinden dolayı antitoksiktir, metabolizmanın toksinlerden temizlenmesine yardımcı olur, antiseptik özelliği vardır.

Keten tohumu, anti-inflamatuardır, enfeksiyon oluşumunu engeller.

A, C, E vitaminleri, çinko, magnezyum, selenyum, bakır mineralleri en bilinen antioksidanlar arasındadır. Bu vitamin ve mineraller en çok koyu meyve ve sebzelerde bulunur.

Yeşil çay, içeriğindeki çeşitli polifenoller pek çok hastalığa neden olabilen oksitleyici ve hücresel hasar yaratıcı maddelerle hastalıklarla savaşılmasına yardım eder. Yeşil çay, kateşin türevlerini kapsayan flavonoidler ile güçlü bir antioksidan etki gösterir.

Ispanak, havuç, kivi, balık, semizotu, turunçgiller, ceviz, ananas, badem, nar, enginar, brokoli, kurubaklagiller, kuşburnu, zeytin, zeytinyağı, sirke, yulaf kepeği ve ev yapımı yoğurt ya da kefir  gibi besinler bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Yeşil yapraklı sebzeler (ıspanak, semizotu, pazı, yeşil soğan, maydanoz, kuzu kulağı, dereotu, nane, marul ) içerdikleri A, C ve E vitaminleri, folik asit ve Omega 3 sayesinde kuvvetli antioksidan özellik gösterirler. Omega 3 oranını artırabilmek için haftada 1 gün balık tüketilmesine özen gösterilmeli, salatalarda taze ceviz, kinoa ve 1 çay kaşığı keten tohumu kullanılması alışkanlık olmalıdır. Kabuklu ceviz ve fındık tüketmek vücuda antioksidan işlevler açısından metabolizmaya büyük destek olur, salatalara eklenmesine özen gösterilmelidir.

Opr. Dr. Arif Eroğlu, egzersiz yapmanın bağışıklığı arttıracağını belirtirken sokağa çıkmadan da spor yapılabileceğini, düzenli egzersiz faaliyetlerin zaman değil alışkanlıklar açısından önemli olduğunu ifade etti.

 Egzersiz;

  • Kas kuvveti, esnekliğinde ve dayanıklılığında,
  • Kilo vermede ve kiloyu korumada,
  • Kardiyovasküler açıdan tromboz riskini önlemede,
  • Kan şekeri ve yağının düzeyinin düşürülmesinde,
  • Uyku kalitesini arttırmada çok etkilidir. Egzersiz, vücudunuzun ısısını arttırır, uyku öncesi akşam saatlerinde yapılan egzersizler rahatlamayı ve uykuya hazır olmayı sağlar.

Opr. Dr. Arif Eroğlu, ‘Egzersiz ile toksik bir depo olan yağlardan yok olurken yağsız kas kütlesini de artar. ‘ diyerek yağların toksik yük çeken depolar olduğunu söyledi ve düzenli egzersizler ile kardiyovasküler sistemin daha iyi çalışması sonucu dokulara daha fazla oksijen ve besin maddesi aktarıldığını, bu sayede kardiyovasküler sistem ve akciğerlerin daha verimli çalışarak daha fazla enerji sağladığını ifade etti.

Opr. Dr. Arif Eroğlu, ‘Egzersiz kas gücü ve dayanıklılığını arttıracağı, aktif stres seviyesini de düşüreceği ve güçlü bir ruhsal denge getireceği için gece uykuya dalmayı kolaylaştırır’ diye belirtti. Kan ve lenf dolaşımını hızlandırmak için özel egzersizler çok önemli olduğunun altını çizen Opr. Dr. Arif Eroğlu, her gün ideal olarak 45 dakika egzersiz yapılmalıdır (Tempolu yürüyüşe çıkılabilir, evde dans edilebilir, yüzülebilir veya bisiklete binilebilir) diye belirtti. ‘45 dakika boyunca ara vermeden bol terlemek amacıyla yoğun kardio antrenmanı yapılması son derece sağlıklıdır.’ diyen Opr. Dr. Arif Eroğlu, ip atlamak, şınav ve mekik çekmek, yatağa uzanarak bacakları aşağı yukarı indirip kaldırmak, yan yatarak bacakları açıp kapayarak hareket ettirmek… vb. gibi spor faaliyetlerinin yaşamın her basamağında olması gerektiğini söyledi.

Opr. Dr. Arif Eroğlu, Egzersizin diğer somut etkilerinden biri de nöronlara etkisidir.’ diye belirtti. ‘Beyin vücut ağırlığımızın sadece yüzde 3’ünü oluşturmasına rağmen, pompalanan kanın yüzde 20’sini, vücut oksijeninin de yüzde 25’ini kullanır. Egzersiz sırasında pompalanan kan miktarı arttıkça, beynin kanlanması ve buna bağlı olarak oksijenizasyonu da artar. Bu sayede nöronların programlanmış ölümü azalır hatta sayıları ve büyüklükleri artar. Düzenli egzersiz yaparak Parkinson, Alzheimer gibi birçok nörodejeneratif hastalıkların gelişmesi de engellenir.’ diyen Opr. Dr. Arif Eroğlu, egzersiz ile kronikleşmiş ağrı ve sızıların hafifleyeceğini; anksiyete, depresyon, sinirsel gerilimin azalalcağını; mutluluk hormonları (seratonin, endorfin… vb.) yükseleceğini ifade etti.

Opr. Dr. Arif Eroğlu,Kaliteli uyku bağışıklığı arttırarak virüslerden korunmada ve hastalık varsa iyileşme aşamasında çok etkilidir. Yetersiz ve kalitesiz uyku bağışıklık sistemini zayıflatıp vücudu dayanıksız hale getirir. Stresten uzak kalmanın ilk göstergesi iyi bir uyku kalitesidir. Güne sağlıklı ve keyifli bir başlangıç yapabilmek için en önemli koşullar arasında rahat bir uyku vardır. Sosyal yaşamı ve kişisel ilişkileri de olumsuz etkileyen uyku sorunları için hemen ilaç kullanmak yerine vücut dayanıklılığını arttırıcı doğal ve pratik önlemler almak çok daha olumlu sonuçlar vermektedir.’ dedi. Kaliteli bir uyku en ideal antidepresandır diye belirten Opr. Dr. Arif Eroğlu, uykunun bedensel dinlenmenin yanında zihinsel fonksiyonların da yenilendiği bir süreç olduğunu ve  sağlıklı bir vücut için uykunun süresinden ziyade kalitesinin artırılması daha önemli olduğunu belirtti.

Kronik uykusuzluk virütik enfeksiyonlara davettir diye ifade eden Opr. Dr. Arif Eroğlu,  ‘Dikkat eksikliği, konsantrasyon güçlüğü, aşırı gerginlik, performans düşüklüğü, anksiyete, yüksek tansiyon… vb. gibi problemlerin altında sıklıkla uyku düzeninde bozukluk yatmaktadır.’ diye belirtti.

İyi bir uyku kalitesi için:

  1. Öncelikle iyi bir uyku için yatak odasında uyunmalıdır. Televizyon karşısında kısa kestirmelerden kesinlikle kaçınılmalıdır.
  2. Odanın ve şartların uyumaya uygun olması gerekir. İdeal oda sıcaklığı 22 derecedir. Gürültü, ısı, nem oranı, yatağın rahatlığı, yastığın kalitesi bile uykuyu etkiler; bundan dolayı kişisel seçimlere son derece özen gösterilmelidir.
  3. Televizyon, cep telefonu, bilgisayar gibi elektronik eşyalar yatak odasında bulundurulmamalıdır. Gün içi elektronik cihazlarla çok vakit geçirilmesi önerilmez.
  4. Yatak odasının karanlık, sessiz, ideal sıcaklıkta olmasına dikkat edilmelidir.
  5. Uyurken zifiri karanlık tercih edilmeli, gece lambası yakılmamalıdır. Melatonin hormonu sadece koyu karanlıkta salınmaktadır.
  6. 20:30 – 23:00 arasında melatonin hormonu pik yapar. Bundan faydalanmak için bu saatler arasında uykuya dalmak uyku kalitesini artırmaktadır.
  7. Yatağa yatmadan önce diş fırçalanmalıdır ve tuvalete gidilmelidir.
  8. Akşam 19.00’dan sonra herhangi bir uyarıcı içecek tüketilmemesi alışkanlık haline getirilmelidir. Özellikle çay ve kahveden uzak durmak önemlidir. Yatmaya yakın tüketilen yiyecek ve içecekler de reflüyü tetikleyebilir.
  9. Haftada en az iki gün spor yapılmalıdır. Uykusuzluk sorunu yaşayan kişilerin akşam sporu yapması faydalı olabilmektedir. Akşam yemeğinden önce yapılan hafif kardiyo gibi sporlar da uykusuzluğa iyi gelmektedir. Ağır sporlar, uykusuzluk sorunu yaratabileceğinden önerilmez.
  10. Aynı saatte yatılıp aynı saatte kalkılmasına dikkat edilmelidir. Öğle12.00 -14.00 arası melatonin salgısından faydalanmak için hafta sonları 1 saat civarında bir uyku tercih edilebilir.
  11. Yatağa yatıldıktan itibaren bir saat uyunamadığı takdirde yataktan mutlaka çıkılmalıdır. Farklı bir odada kitap okuyarak ya da müzik dinleyerek tekrar yatılması çok daha olumlu sonuçlar vermektedir.
  12. Genelde bu uyku süresi erişkinlerde sekiz saat olarak bilinse de kişisel farklılıklar görülebilir. Uyandıktan sonra yataktan hemen kalkıp güne başlamak en doğru davranış biçimidir.
  13. Uyku vermesi için sık kullanılan bitkisel çaylar sanıldığı kadar etkin değildir. Bu tarz çay ve bitiklerin rahatlatma etkisi olsa da tatmin edici kaliteli bir uyku için öncelikli olarak diğer önerilerin uygulanmasına dikkat edilmelidir.